Bu muazzam eser, Şemseddin Yeşil Hazretleri’nin yarım asırlık ilmi birikiminin, manevi cehdinin ve Kur’an-ı Kerim’e olan derin aşkının bir meyvesidir. Füyuzat, sadece bir kelime meali değil; ayetlerin zahirinden (dış anlamı) batınına (derin hikmetleri), tefsirinden teviline kadar uzanan devasa bir **"İlahi Sofra"**dır.
"Kur'an lafzen Arapça ise de, manası Allah’cadır."
Şemseddin Yeşil Hazretleri’nin yedi ciltlik bu başyapıtı, Kur'an-ı Kerim'in sadece satırlarına değil, sadırlarına (kalplerine) da nüfuz etmek isteyenler için kaleme alınmıştır. Füyuzat, isminden de anlaşılacağı üzere okuyucusuna ilahi feyizlerin, manevi neşelerin ve akli nurların kapısını aralayan bir "İrfan Hazinesi"dir.
"Kur'an sofrası herkese açıktır. Herkes kendi neş’esine, meşrebine ve mesleğine göre ondan hissesini alır. Kim ki bildiğiyle amel ederse, Allah onu bilmediği ilimlere de varis kılar."
Füyuzat, sadece bir bilgi kaynağı değil, bir hayat nizamıdır. Evinizde bulunduracağınız bu yedi cilt, aileniz ve sevdikleriniz için bir manevi sığınak, her akşam bir ayetin gölgesinde huzur bulacağınız bir tefekkür durağıdır. Taklitçi bir imandan tahkiki (gerçek ve sarsılmaz) bir imana geçmek isteyen her mümin için en güvenilir limandır.
ÖN SÖZ
Muhterem okuyuculanmıza!
Şemseddin Yeşil Efendi Hazretleri, "FÜYÛZAT" ismini verdiği bu harikulâde Kur'ân-ı Kerîm tefsirini yazmaya 1943 senesinde başlamış, 1966 senesinde tamamlamışdır. Öyle bir tevâfuk ki, Kur'ân-ı Mübîn'in yirmi üç senede peyderpey nüzûlü gibi...
İlk baskılarda görüyoruz ki, o günkü matbaa tekniği çok ibtidâî olduğundan, Istanbul'da dizgi makinaları az kullanıldığından, parmakla tek
tek toplanan harfler ile tertip edilmişdir.
O senelerde, altmış dörder sahifelik on iki küçük kitab hâlinde FÂTİHA ve BAKARA sûrelerinin tamâmı ile ÂL-İ İMRAN sûresinin 107. âyetine kadar tefsir yapılarak neşr edilmişdir.
Türk okuyucusu tarafından rağbet gören tefsir cüzleri kısa zamanda bitmiş, 2. ve 3. baskıları yapılmışdır. 1943-1948 seneleri arasında, tefsir yazılıp müsveddeler hâlinde kalmış ve baskı yapılmamışdır.
Efendi Hazretleri 1948 senesinde haftalık İSLAMİYET gazetesini çıkarınca sıra ile: Yâsîn, Fetih, Yûsuf, İnsan, Necm, Rahman, Vâkıa, Kıyâme ve Mülk sûreleri tefsir edilerek basılmış, ayrıca AMME Cüz'ündeki bütün sûrelerin tefsiri İSLÂMİYET gazetesinde neşr edilmişdir.
Daha sonra, birkaç sene önce 107. âyetine kadar yazılan ÂL-İ İMRAN sûresinin 108. âyetinden başlayarak on bir sene içinde, her hafta çıkan İSLÂMİYET gazetesinde, Sûre-i Kehf in sonuna kadar tefsirin yazılması devam etmişdir. 1959 ile 1966 seneleri arasında, önceki yazılanlarla, başdan başlanarak 7 cild hâlinde orta boy FÜYÛZAT TEFSİRİ tamamlanmışdır. Şimdi ise milletimizin rağbeti kütüphane boyu kitablara olduğu içün, yine 7 cild olarak okuyucularımıza sunuyoruz.
Efendi Hazretleri önceki basılan tefsir cüzlerinde ve İSLÂMİYET gazetesinde daima: "Sâir tefsirler ile mukayeseli olarak okunması rica olunur" cümlesini ısrarla tekrar ederlerdi. Burada bu cümleyi belirtmek bizim boynumuzun borcudur.
Biz, bu büyük eb’ad baskıda şu hususlara dikkat etmeye çalışdık:
1- Kur'ân-ı Kerîm tertibinde aśırlardan beri sahifeler sağdan sola devam etdiği içün, tefsirin tamâmım sağdan sola götürdük, başka türlü de olamazdı. Çünki Kur'an sahifeleri sağdan sola yürürken, meâlin soldan sağa gitmesi mahzurlu olurdu. Efendi Hazretleri, hiçbir tefsirde görülmeyen şu usûlü tatbik etmişlerdi:
Evvelâ Kur'an sahifesi konuluyor, o sahifenin meâli bitince yeni bir Kur'an sahifesi ile devâm ediliyordu. Biz bu usûlü aynen tatbik etdik.
2- Kendilerinin altmış sene önce kullandığı lisanı aynen muhafaza etdik, sâdeleştirmedik. Zîra kendisine: "Efendim! Şu terkibi ve şu kelimeyi sâdeleşdirsek” denildiğinde: "Olmaz! Sizin dediğiniz şekilde yaparsak ma'nâ kaybolur, merâk eden lûgate baksın öğrensin, her ilmin kendine mahsus bir dili vardır; doktorun reçetesini, ilâcın tarifesini bile değiştiremezsiniz" buyururlardı.
Biz şimdi 7 cildlik tefsirin sonuna, okuyuculanmıza yardımcı olmak üzere titiz çalışmalar sonucu bir lûgatçe koyduk. Bu kelimeler ve terkibler, çok değil daha yetmiş sene öncesinde, şehirlinin de köylünün de konuşduğu cümleler arasmda kullanılırdı. Bugünki nesil ise bunların hiçbirini anlayamaz oldu. Bunun çâresi, anlaşılmayanları ätmak yerine, anlaşılması içün elden geleni yapmak ve onları geri kazanmakdır. Bunu, gerek uzak gerek yakın tarihde yazılan eserlerimizin, kelimelerini ve üslûbunu değişdirerek değil, tam tersine muhafaza ederek, 90 binden 35 bine düşen kelime hazînemizin kaybını telâfi edebilmek içün gayret sarfetmek sûretiyle yapabiliriz. Kültürümüze yapabileceğimiz en hayırlı hizmet budur kanaatindeyiz.
3- Elinizdeki 7 cild'de Kur'ân-ı Kerîm’in tamamı mevcuddur. Kur'an sahifeleri meşhur hattat Kadırgalı Hasan Rıza efendinin "meď'li, "kasr"lı Kur’ân'ıdır.
4- Yine Kur'ân'ın tamamı, transkripsiyon kaideleri kullanılarak Lâtin alfabesi ile de yazılmışdır. Zîra 70 seneden beri ara sıra ortaya atılan:
"Kur'an Lâtin harfleri ile yazılır mı, yazılırsa doğru okunur mu?" dedikoduları 1958 senesinde yeniden başlamış, radyo ve gazetelerde çeşitli fikirler ileri sürülmüşdü. Bu mevzuda Şemseddin Yeşil Efendi Hazretleri: "Kur'an vahy ile gelmişdir, yazılarak inmemişdir, binâen’aleyh sem’a (işitmeye) bağlıdır, yeter ki ma'nâyı bozmadan, transkripsiyonu yapılarak Kur'an yazılır da okunur da. Yalnız, Lâtin harfleri ile Kur'an okuyanın okuduğu Kur'an, bir fem-i muhsin (Kur'ân'ı doğru okuyan bir ağız) tarafından dinlenilip tashih edilmelidir. Yoksa Türk milletini Kur'an okumakdan mahrum etmek kimsenin hakkı değildir" buyurmuşlardı.
Dikkat!
Burada, Kur'ân'ın Lâtin harfleriyle okunması ile, Kur'ân'ı terceme etmek birbirine kanşdırılmamalıdır! Zîra Şemseddin Yeşil Efendi Hazretleri bu hususda şöyle buyurmuşlardır: "Kur'an bir lisandan bir lisana asla terceme edilemez, o Arabça değil, Allahça'dır. Öyle olsaydı her Arabın okuyup anlaması lâzımgelirdi... Kur'ân'ı kalemler kâğıtlar değil, zamanlar ve hâdiseler tefsir eder..."
Bugün Edebiyat Fakültelerimizde eski metinler yazılırken kullanılan transkripsiyon kaidelerine biz de uyduk ve karşıki iki sahifede bunların ta'rifini yapdık.
Bizden ikdâm tevfık Hakkdan.
ŞEMSEDDİN YEŞİL KİTABEVÎ