"Füyuzat Tefsiri ve Anahtarı: Çiftli İrfan Paketi" "Kur’an’ın derin manalarına (Füyuzat), O’nun (S.A.V.) nuruyla vakıf olun. İki eser, tek bir ruh!"
"Kur'an-ı Kerim'in yedi ciltlik eşsiz tefsiri Füyuzat ile bu tefsirin manevi anahtarı hükmündeki Hz. Muhammed (S.A.V.) eseri, Şemseddin Yeşil Hazretleri tarafından beraber mütalaa edilmesi tavsiye edilen ayrılmaz bir bütündür. Bu özel set ile ilahi kelamın derinliklerine, Peygamber Efendimiz’in nuru rehberliğinde seyahat edeceksiniz."
Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm (Hakikat-i Muhammediyye ve Risalet Nurunun Esrarı) - Şemseddin Yeşil
"O (S.A.V.), kâinat sarayının en aziz misafiri, Allah’ın zatına ayna olan en büyük mucizesidir."
Şemseddin Yeşil Hazretleri’nin kaleminden dökülen bu eser, alışılagelmiş siyer kitaplarından çok farklı bir ufuk sunuyor. Efendimiz’in (S.A.V.) sadece kronolojik hayatını değil; O’nun nurunun kâinattaki yerini, hilkatteki (yaratılıştaki) önceliğini ve her bir ahlâkının ilahi bir sıfata nasıl ayna olduğunu anlatıyor.
"Zaman ve mekân yokken O vardı. Allah, kendi nurundan O’nun nurunu halketti ve kâinatı O’nun hürmetine vücuda getirdi. O’nu tanımadan ne Kur'an tam anlaşılır ne de insan kendi hakikatini bulabilir."
Füyuzat’ta geçen "Lafzı Arapça, manası Allah’ca" olan ayetlerin, yeryüzündeki en mükemmel tercümanı Hz. Muhammed (S.A.V.)’dir. Bu kitabı okumak, tefsirdeki ilahi hitabın kime ve ne amaçla geldiğini, o hitabın muhatabı olan yüce ruhun derinliklerini anlamanızı sağlar.
ÖN SÖZ
Muhterem okuyuculanmıza!
Şemseddin Yeşil Efendi Hazretleri, "FÜYÛZAT" ismini verdiği bu harikulâde Kur'ân-ı Kerîm tefsirini yazmaya 1943 senesinde başlamış, 1966 senesinde tamamlamışdır. Öyle bir tevâfuk ki, Kur'ân-ı Mübîn'in yirmi üç senede peyderpey nüzûlü gibi...
İlk baskılarda görüyoruz ki, o günkü matbaa tekniği çok ibtidâî olduğundan, Istanbul'da dizgi makinaları az kullanıldığından, parmakla tek
tek toplanan harfler ile tertip edilmişdir.
O senelerde, altmış dörder sahifelik on iki küçük kitab hâlinde FÂTİHA ve BAKARA sûrelerinin tamâmı ile ÂL-İ İMRAN sûresinin 107. âyetine kadar tefsir yapılarak neşr edilmişdir.
Türk okuyucusu tarafından rağbet gören tefsir cüzleri kısa zamanda bitmiş, 2. ve 3. baskıları yapılmışdır. 1943-1948 seneleri arasında, tefsir yazılıp müsveddeler hâlinde kalmış ve baskı yapılmamışdır.
Efendi Hazretleri 1948 senesinde haftalık İSLAMİYET gazetesini çıkarınca sıra ile: Yâsîn, Fetih, Yûsuf, İnsan, Necm, Rahman, Vâkıa, Kıyâme ve Mülk sûreleri tefsir edilerek basılmış, ayrıca AMME Cüz'ündeki bütün sûrelerin tefsiri İSLÂMİYET gazetesinde neşr edilmişdir.
Daha sonra, birkaç sene önce 107. âyetine kadar yazılan ÂL-İ İMRAN sûresinin 108. âyetinden başlayarak on bir sene içinde, her hafta çıkan İSLÂMİYET gazetesinde, Sûre-i Kehf in sonuna kadar tefsirin yazılması devam etmişdir. 1959 ile 1966 seneleri arasında, önceki yazılanlarla, başdan başlanarak 7 cild hâlinde orta boy FÜYÛZAT TEFSİRİ tamamlanmışdır.
Efendi Hazretleri önceki basılan tefsir cüzlerinde ve İSLÂMİYET gazetesinde daima: "Sâir tefsirler ile mukayeseli olarak okunması rica olunur" cümlesini ısrarla tekrar ederlerdi. Burada bu cümleyi belirtmek bizim boynumuzun borcudur.
Biz, bu büyük eb’ad baskıda şu hususlara dikkat etmeye çalışdık:
1- Evvelâ Kur'an sahifesi konuluyor, o sahifenin meâli bitince yeni bir Kur'an sahifesi ile devâm ediliyordu. Biz bu usûlü aynen tatbik etdik.
2- Kendilerinin altmış sene önce kullandığı lisanı aynen muhafaza etdik, sâdeleştirmedik. Zîra kendisine: "Efendim! Şu terkibi ve şu kelimeyi sâdeleşdirsek” denildiğinde: "Olmaz! Sizin dediğiniz şekilde yaparsak ma'nâ kaybolur, merâk eden lûgate baksın öğrensin, her ilmin kendine mahsus bir dili vardır; doktorun reçetesini, ilâcın tarifesini bile değiştiremezsiniz" buyururlardı.
3- Elinizdeki 7 cild'de Kur'ân-ı Kerîm’in tamamı mevcuddur.
4- Yine Kur'ân'ın tamamı, transkripsiyon kaideleri kullanılarak Lâtin alfabesi ile de yazılmışdır. Zîra 70 seneden beri ara sıra ortaya atılan:
"Kur'an Lâtin harfleri ile yazılır mı, yazılırsa doğru okunur mu?" dedikoduları 1958 senesinde yeniden başlamış, radyo ve gazetelerde çeşitli fikirler ileri sürülmüşdü. Bu mevzuda Şemseddin Yeşil Efendi Hazretleri: "Kur'an vahy ile gelmişdir, yazılarak inmemişdir, binâen’aleyh sem’a (işitmeye) bağlıdır, yeter ki ma'nâyı bozmadan, transkripsiyonu yapılarak Kur'an yazılır da okunur da. Yalnız, Lâtin harfleri ile Kur'an okuyanın okuduğu Kur'an, bir fem-i muhsin (Kur'ân'ı doğru okuyan bir ağız) tarafından dinlenilip tashih edilmelidir. Yoksa Türk milletini Kur'an okumakdan mahrum etmek kimsenin hakkı değildir" buyurmuşlardı.
Dikkat!
Burada, Kur'ân'ın Lâtin harfleriyle okunması ile, Kur'ân'ı terceme etmek birbirine kanşdırılmamalıdır! Zîra Şemseddin Yeşil Efendi Hazretleri bu hususda şöyle buyurmuşlardır: "Kur'an bir lisandan bir lisana asla terceme edilemez, o Arabça değil, Allahça'dır. Öyle olsaydı her Arabın okuyup anlaması lâzımgelirdi... Kur'ân'ı kalemler kâğıtlar değil, zamanlar ve hâdiseler tefsir eder..."
Bugün Edebiyat Fakültelerimizde eski metinler yazılırken kullanılan transkripsiyon kaidelerine biz de uyduk ve karşıki iki sahifede bunların ta'rifini yapdık.
Bizden ikdâm tevfık Hakkdan.
ŞEMSEDDİN YEŞİL KİTABEVÎ
FÜYÜZAT
Yazar: Şemseddin Yeşil